Dream pop’u 80’li yıllarda house müziğe dans etmek için fazla hipster olan İngilizler icat etti. Bugün ise bu hüzünlü dans parçaları pop için fazla alternatif, alternatif için fazla pop olan yeni yetme müzisyenler tarafından suistimal ediliyor. Genellemenin dışında kalan birkaç istisnai grup da kaideyi bozuyor; indie aleminin helal sütü emmiş, sabıkasız Wild Nothing’i gibi.

CT-232-Wild-Nothing-Cover_1400

2015’te kafamızı kaldıramadığımız konsept albüm furyasına “öyle olmaz, böyle olur” diyen Jack Tatum, Life of Pause’u Stockholm’de kaydetmiş. Albümün bir dream pop albümü için fazla naif bir ‘sound’a sahip olması da bundan geliyor. İlk iki single TV Queen ve To Know You’ya çekilen kısa film halindeki videolarla Tatum’un kurduğu yeni evreni uzaktan görmeye başlamıştık, ‘single’lar ardı ardına geldikçe de paralel bir evrendeki etnik halılı, bordo kadife kumaşlı evde oturup hikayeleri dinledik. Life of Pause’da konsept albüm yapmayı aynı hikayeyi çevirip çevirip anlatmaktan birkaç adım öteye götüren şey, bütün şarkıların Beach House’un “Depression Cherry”sindeki gibi aynı mırlama seviyesinde kalmayıp, birbirine devamlı pas atması. En az lise anılarını anlatırken “hani sana bunu da anlatmıştım ya” diye geri dönüşler yapan dedeler kadar tumturaklı ve iyi bir hikaye anlatıcı olan Tatum, albüm boyunca bizi elimizde sıcak çikolatalarımızla, heyecan ve meraktan açılmış gözlerimizle aynı koltukta oturtmayı aslanlar gibi de başarıyor.

2013 çıkışlı hayal kırıklığı (iyi olmadığından değil, 2012’nin tertemiz Nocturne sound’unu bırak yukarı çekmeyi, kendisine yetişememiş) “Empty Estate”in üzerine daha olgunlaşmış, daha çok sesli, daha senfonik ve tüm albümlerinden daha şiirli, hikayeli sözleriyle Life of Pause; Muse’un “Drones”u ve Tame Impala’nın “Currents”ının yanından usul usul sıyrılıyor. Bize de okulda, evde, arabada, metroda, güneşte, yağmurda, uykuda dinlenecek, dinlerken uzaklara dalıp iç geçirilecek bir albüm armağan oluyor. Ellerine sağlık, Jack Tatum!