Tolgahan çoğulu bir müzisyen, araştırma görevlisi ve bir müzikal mucit. Ayarlanabilir mikrotonal gitarı ile gitaristliğe ve makamsal çalıma bambaşka bir boyut kazandırdı. Sürekli çalışan ve üreten bu çok yönlü insan ile mikrotonal gitarı, müzisyenliğini ve gelecek planlarını konuştuk.

Kimsiniz, neler yaparsınız?

12 yaşında kendi isteğimle gitar çalmaya başladım. Ama o kendi isteğimin nedeni de heavy metalci olmamdı, Iron Maiden, Metallica falan çok dinliyorduk. O yüzden 12 yaşımda kendi isteğimle gitar kursuna gitmeye başladım, Taksim’de hala açık olan Timur Selçuk’un Çağdaş Müzik Merkezi’ne. Orada klasik gitar öğrendim 1 sene. Lisede elektro gitar aldım. Led Zeppelin, Pink Floyd çalmaya çalıştık, çalamadık, ama güzel senelerdi. Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme bölümüne girdim. Oradaki Folklor Kulübü’ne girmem benim bütün müzik hayatımı değiştirdi. Orada klasik gitara geri dönüş yaptım ve flamenko öğrenmeye başladım. O kulüpte gitar motivasyonumun çok güzel olduğu bir müzik ortamı oluştu. Zaten müzisyen olmaya da orada karar verdim. 2001’de mezun olduğumda MİAM’a girmem de çok önemli bir dönüm noktası. MİAM’daki gitar bölümüne girince müzik artık kariyer olarak ciddileşti. Bir yandan da BGST’nin Kardeş Türküler ve 45lik Şarkılar projelerinde çalmaya başladım. Böylece çok yoğun bir biçimde müzik devam etti. 2003’te araştırma görevlisi olmamla da projeler gelmeye başladı. Doktora yaparken ise mikrotonal gitarı tasarladıktan sonra bambaşka bir kapı açıldı ve günümüze geldik.

Ben de gitar çalıyorum ve lisedeyken elektro gitar çaldım. Her gitarcının sanki bir rock müzik geçmişi oluyor gibi.

Tabi. Benim İTÜ Konservatuarında şu an lisede bir öğrencim var. Lise 1,2de süper klasik gitar çalarken şu an klasik gitarı boşlayıp deli gibi bir elektro gitarist oldu.  Bu çok normal bir süreç. Öğrencilerimi sakın çalma diye engellemiyorum.

Rock müzik gibi farklı türler de yaptığınız müzikleri besliyor aslında, değil mi?

Evet. Yani gitaristler için bence belli flamenko teknikleri öğrenmek, biraz elektro gitar çalmak, bağlama ve tanburu biraz çalmak çok yararlı. Günümüzün gitaristine ben bunları öneriyorum. 2 ay flamenko öğrensin, 2 ay tanbur öğrensin, 2 ay bağlama öğrensin, 6 ayını gözden çıkarsın, ona getirisi inanılmaz olacaktır.

Peki bu konuya gelmişken, sizin dinleyip etkilendiğiniz ve sizin müzikal yapınızı şekillendiren müzikler ve müzisyenler nelerdir?

Çok var, saymakla bitmez. Ama belli başlı düşünürsek Pink Floyd, Led Zeppelin, The Doors, King Crimson… Progresif rock çok severim ve halen de dinliyorum çok fazla. Ama BÜFK’e girdikten sonra İnti İllimani, Astor Piazzola, Paco De Lucia, Aziza Mustafa Zadeh… Aslında bunların hepsinin bir ortak özelliği var: kendi yerel müziklerinden yola çıkıp daha farklı düzenlemeler yapmak. Inti Illimani nuevo cancion akımı, Şili müziği; Astor Piazzola tango; Paco de Lucia Flamenko, Aziza Azeri müziği ve aslında Türkye’deki bunun yansıması da Kardeş Türküler. Onlar da Anadolu halklarının müziklerinden yola çıkıp yepyeni bir düzenleme anlayışıyla İnti İllimani İle çok benzeşiyor bence. Zaten Kardeş Türküler’deki herkes İnti illimani’yi de, bu saydığım isimleri de çok iyi bilir.

Bunlar tabi ki çok etkiliyor, ama çok fazla da müzik dinliyorum bir yandan. Sezen Aksu da severim, Tanburi Cemil Bey’i de çok dinliyorum. Yani karışık dinliyorum her şeyi, hiç de ayırmam. Ben Orhan Gencebay da dinlerim. Ön yargılarım yoktur. Müziğie daha mahrem alan olarak bakıyorum. O duygusal yaklaşımımı bozmamaya çalışıyorum.

Mikrotonal gitar nasıl doğdu? Aklınıza nereden geldi?

Bunun izi 2000 yılına gidiyor. Biz Boğaziçi Folklor Kulübü’nde bir panel düzenledik: “Yerel Ezgilerin Gitar ile Yorumlanması”. Mikrotonal gitara giden yol aslında bizim BÜFK’te yaptıpımız tartışmalarla başladı. Ben 2000 yılındaki o panelin moderatörüydüm. O panelde Erkan Oğur, Bekir Küçükay, Melih Güzel gibi isimler vardı. Orada Erkan Oğur’a bağlama perdeleri sardırdığım perdesiz gitarımı göstermiştim. O da “Bundan bir şey olmaz” demişti. Sahiden de cazırdıyordu. Gitara bağlama perdesi taktırmak, herhalde Türkiye’de bu alanla ilgilenen herkesin aklına gelmiştir. Sonrasında Erkan Oğur’un birkaç defa daha kafasını ağrıttığımı hatırlıyorum. Bir ara aklıma üstü perdeli olsun altı perdesiz olsun gibi düşünceler de geldi. Ondan sonra mikrotonal gitarların tarihini inceledim doktorada araştırma yaparken. O zaman da en mantıklı şeyin kanal fikri olduğuna karar verdim.

Bütün  gitarlarda entonasyon sorunu vardır. Dünyadaki en iyi gitarı da alsanız, akort aleti ile her perdeyi kontrol ettiğinizde hiçbir zaman ortada durmaz. Bu gitarın bir sorunu. Benim gitarım hareket edebilir perdeli gitar ve hareket edebilir perdeli gitar mantığının da bu entonasyon sorununun çözümü olduğu çok belli.  Bunun ilk örneği 1852’de René Lacote diye bir Fransız lütiyenin gitarı. Şu an Paris’te müzede duruyor. Tellerin altında kanallar var ve perdeleri biraz oynatılabiliyor.

Sonra bir sürü farklı gitarlar yapılıyor. Gitara küçük perdeler ekleniyor ve gitar klavyesi değişmeye başlıyor. 1985’te çok önemli bir gitar yapımcısı olan Walter Vogt’un sınırlı hareket edebilen perdeli gitarı popüler oluyor. Benim de tabii bu araştırmaları yaptıktan sonra aklıma kanal fikrini geliştirmek geldi. Bunu İTÜ’de doktora tezi projemde Şehvar Beşiroğlu danışmanlığında yapabildim. Gitarı kime yaptırabileceğimi Erkan ağabeye (Oğur) sordum. Ekrem Özkarpat’ı önerdi. O da yaptı ve çok güzel oldu. 2014’te ise Briken Aliu yaptı. Şimdi akustik gitarını da yapıyor. Şu anda 3 tane gitarım oldu. Biri 8 telli, iki tanesi 6 telli olarak elimde 3 tane var.

İTÜ’nün desteklemesi de bir şans olmuş sizin için.

Üniversiteler bunun için var aslında. Şimdi hatta otomatik mikrotonal gitar üstüne uğraşıyoruz, ama o bizi biraz zorluyor ve bir kaç seneyi alacak gibi.

Bu gitarın eğitimi ve temini nasıl olacak?Nasıl ulaşabiliriz mikrotonal gitara?

Çok kişi istiyor yurt içi ve yurt dışından. Ama yapımı zahmetli ve pahalı. Benim bu konuda bir ara çözümüm var, hatta üstüne yarışma düzenliyorum: gitara yapıştırılabilen küçük perdeler. Şöyle bir sistem, nasıl ki gitara perdeler çakılıyorsa, perdeleri küçülterek istediğimiz yere çaktırabiliriz. John Schneider, Lily Afshar gibi isimler bunu zaten yapıyordu. Ben ise 2014’te şunu denedim: Perdeleri küçük küçük kestirdim ama klavyeye çakmak yerine altını da zımparalayıp klavyeye bantla monte ettim. Bu alandaki gitar ihtiyacını çözmek için bu çözümü geliştirdim.

Ben bunun eğitimine İTÜ’de 2014 yılında başladım. Şu anda bu sistemle bağlama repertuarı gitarda tamamen çalınabiliyor durumda, bunu çok rahat söyleyebilirim. Bütün gitaristler Anadolu Halk türkülerini bu sistemle çalabilirler. Güzel ve pratik bir sistem oldu. İnsanlar da bunu talep ettiği için hepsine perde yollamak adına bir yarışma düzenledim. “Klasik Gitarda Ek Perdelerle Anadolu Halk Türküleri Düzenlemeleri” yarışmanın adı da.

Bu yarışma ne zaman olacak?

15 mayısa dek video yollayabilir katılmak isteyenler. Şu ana dek ben Türkiye’den 17 tane şehre ve Avustralya, Amerika, Avusturya ile Meksika’ya perde yolladım yarışma için.

Renkli bir yarışma olacağa benziyor.

Evet, zaten yarışma bir bahane. Ortada bir ödül de yok, ama en emek vermiş insanların videolarını paylaşacağız. Buradan bir repertuar oluşacak.

Bu konuda yapılacak çok iş var. Sadece ben ve benim öğrencilerimle olmaz. Bence Türkiye’deki her gitar hocasında bu perdelerden olmalı. Türkiye’deki bütün gitaristlerde de olmalı, eğer türkü çalmak istiyorlarsa. Batı repertuarı çalmak istiyorlarsa da olmalı, örneğin barok müzik, rönenans müziği de mikrotonal. Ama bence Türkiye’de bu şart.

Bağlama repertuarı bu perdelerle her türlü çalınabilir. Ama Osmanlı, Türk makam müziği dediğimiz tür biraz daha zorlayıcı.

Neden?

Daha komplike. Saba, hüzzam, segah makamlarında bence ek perdeler zor. Çünkü normal perdelerin de çıkması gerekiyor. Bunun üstüne düşünüyorum şimdi. Belki de bu ek perdelerle her şey çözülebilir.

Peki şu klasik soruyu sorayım. Perdesiz gitarla farkı nedir?

Perdesiz gitar çok güzel bir melodik enstrüman. Ama sesi klasik gitardan çok farklı. Sesler uzamıyor, bareli akorları basmak zor. Mikrotonal gitar ise polifonik bir enstrüman. Bence klasik perdesiz gitar daha çok monofonik bir çalgıdır. Ona göre düzenlemeler yapılabilir, ama bir klasik gitar repertuarı gibi çalınamaz ve o polifoni yakalanamaz.

Albüm çalışmalarınız da var, onlar nelerdir?

3 tane albümüm var. İlki mikrotonal gitardan önceki “Duoist” albümüm, Erhan Birol ile. Orada yerel müzik düzenlemelerim ve Türkiyeli bestecilerin bizim için yaptığı çalışmalar var.

Sonraki “Atlas” albümüm solo bir mikrotonal gitar albümü. Sonrasında “Mikrotonal Gitar Duo” çıktı Sinan Cem Eroğlu ile. Ama bir dördüncü albüm olur mu dersen, sanmıyorum. Çünkü artık YouTube çağındayız. Bütün enerjimi videolara yönlendirmiş durumdayım ve diğer müzisyenlere de bunu tavsiye ediyorum. YouTube kanalıma haftada veya iki haftada bir video koymaya çalışıyorum. Konserlerimde video çekiyorum, stüdyo kayıtları yapıyorum, eğitim videoları yapıyorum.

Birinci olduğunuz bir yarışma olmuştu bu enstrüman ile…

Georgia Tech Üniversitesi’nin düzenlediği, “Margaret Guthman Musical Instrument Competition”,  yeni müzik tasarımları üstüne bir yarışma. Dünyada bu alandaki tek yarışma zaten. Ben birinci olmuştum 2014’te, benden iki sene sonra da bu sene Görkem Şen, yaybaharı ile ikinci oldu.

Sizin şu an yaptıklarınız ve gelecekteki projeleriniz neler?

Şu an tanbur öğreniyorum, Birol Yayla’dan ders alıyorum. Tanburun makam müziğini öğrenmek için çok iyi bir enstrüman olduğunu düşünüyorum. Mikrotonal yapıyı anlamak için ideal bir enstrüman. Onun dışında konser çalışmalarımız var Sinan Cem Eroğlu ile. Benim için yazılmış eserler var, onlara çalışıyorum. Şu anda Ara Dinkjian’ın Invisible Lover parçasını düzenliyorum. İleride bir mikrotonal gitar araştırma merkezi kurabilmek bu müzik için iyi olurdu.

Mikrotonal gitar çalmak isteyenler bu gitarı veya perdeleri nasıl elde edebilirler?

Ayarlanabilir mikrotonal gitarı öğrenmek isteyenler benimle iletişime geçebilirler, öneride bulunabilirim. Perde de yolluyorum ben. Önce perdelerle kendi gitarlarında çalışıp iş ciddileştiğinde gitar yaptırabilirler. Çalgı yapımı bölümünden bir öğrencimiz bu perdeleri üretmeye başladı.

Yapacak çok şey var.