2013’den beri İstanbul merkezli olarak yaptığı kayıtları yurtdışında Amerika ve İngiltere’de yayınlıyan, DIY (do it yourself) etiğine gönülden bağlı grup Reptilians From Andromeda, bugüne kadar 4 EP ve 1 de uzun çalar yayınladı.

Grup, vokalde Aybike Çelik Özbey, gitarda Rashit grubundan tanıdığımız Tolga Özbey, davulda Toz ve Toz’dan Taylan Turan ve bass gitarda ise Merve Ertuğrul’dan oluşuyor.

Grup üyelerinizden bazılarını Rashit, Toz ve Toz gibi gruplardan tanıyoruz. Peki bu grup nasıl oluştu? Eski gruplarınızdan gelen ilhamlanmaları ve soundları bu grupta da duymak/görmek mümkün mü?
Tolga: Herşey aslında evliliğimizden bir yıl önce, Aybike ve benim evde yaptığımız kayıtlarla başladı , 20 senenin ardından Rashit 2013’te son bulmuştu.
Önceleri Aybike gitar/synth, ben gitar/drum programming takılıyor, experimental/instrumental birşeyler kaydediyorduk ve grup adı olarak da “Solar Chaos”u kullanıyorduk. Buluntu görseller ile de video kolajlar hazırlıyorduk. Kanada’da 7 şarkılık bir albümümüz Fuck Yr Body Up records tarafından yayınlandı. Tam o sıralarda Aybike birkaç şarkı sözü yazmıştı ve yolculuklar sırasında orada burada birkaç demo kaydetmiştik. Projeye yeni bir isim vermeye karar verdik “Reptilians  From Andromeda” ilk dört şarkıyı sadece eğlencesine soundcloud’a yükledik. Amerika’dan birkaç plak şirket bizimle ilgilendiğini yazdı. 3 ay içerisinde 3 Ep bir de uzunçalar yayınladık yurtdışında. O noktadan sonra projeyi sahneye taşımamız gerektiğine karar verdik. Aklımda davulcu olarak Taylan vardı, onunla her anlamda uyuşacağımızı biliyordum. Aybike de ok’di sonra garip birşey oldu ertesi gün mesaj geldi Taylan’dan “Monster şarkısı harika canlı çalmak isterseniz ben davul çalarım” diye. Aybike ile evrene attığımız mesaj Taylan’a ulaşmıştı. Vauv! olduk. Her zaman bir sonraki projeye zaten hazırsınızdır kendiliğinden olur,
düşünecek bir fırsat yoktur akışına bırakırsanız herşey yoluna girer. Aybike ile kimyamız bir bütün, aşk yaşıyoruz, diğer grup üyeleri bizim hissiyatımıza uyumlu insanlar olmasaydı, bu projeyi evde tutmaya devam ederdik sanıyorum. Merve ve Taylan değerli insanlar ve uyumluyuz. Sound konusuna gelince yıllardır dinlediğim onca farklı tür ve “punk rock”ın kısıtlayıcı ama harika monotonluğunun dışında yaratıcı birşeyler yapmak istemiştim, aslında yaptığımız yine punk, ruh olarak ama birikimin getirdiği adı hiç konulmamış türlere ulaşmaya çalışıyoruz, sanki oluyor da…
Taylan: Tabi ki önceki gruplarımızın hepimize kattığı müzikal bir tecrübe var fakat ne Tolga ne de ben aynı şeyi yaptığımıza inanmıyoruz, inansak kötü hissederdik eminim.
Yani eski gruplarımızdan gelen ilhamlanmaları ve soundları bu grupta görmek mümkün değil. Müzisyen olarak tecrübemiz yansıyordur elbette.
Tarzınızı garage/no wave punk olarak mı adlandırıyorsunuz? Bu müzik türündeki yerli ve yabancı sahneyi nasıl buluyorsunuz?
Aybike: Aslında biz başlangıçta Lo-fi Garage tanımını kullanıyorduk.Yurtdışında yapılan yorumlar ise Postpunk müzik yaptığımız yönündeydi,ama sonradan Kemal Aydemir “Lydia Lunch’ın Nowave’ine benzetiyorum” yorumunu getirdi aslında “Sonic Rabbit Hole” Ep’miz daha öncekilerden farklı olarak daha atonel ve noise öğeler içeriyordu. Kemal abinin ölümünden sonra anısına tarzımızı Nowave/Punk diye belirtmeye başladık.Gerçekten sound’umuz Garage/Punk/Noise/Riot Girl/Grunge/Postpunk/Deathrock arasında bir yerlerde…Yaptığımız müziğin sahnesine gelirsek; yabancı sahne iyi fakat tabi ki şuanda ”Pop” değil.
Türkiye’de ise maalesef bu türde bir sahne var diyemem. Maalesef alternatif sahnede tüm türler bir araya gelerek zar zor var olabiliyoruz. Yine de harika gruplar var bazılarını zaten biliyordum bazılarını da yeni yeni tanıyorum.Yeni tanıştığım Secondhand Underpants diye harika bir Riotgirl grubu var,bana yalnız olmadığımızı hissettirdi.Eskilerden Tampon var yeni bir albüm yapıyorlar,Lp olarak çıkacak.Takipte kalınması gerektiğini düşünüyorum.
Merve: Aybike’ye katılıyorum.Ülkemizde kendi tarzımızda çok grup yok malesef.Fakat alternatif sahneden sevdiğim,beğendiğim gruplar var.She Past Away,The Hoodies ve The Ringo Jets bunlardan birkaçı.
Tolga: Underground ya da punk olarak bir çok gruptan bahsetmek mümkün ama konu garage ise sanırım The Raws ve Robotat bir kulak verilmesi gereken isimler.
Grup olarak neler dinler, nelerden ilham alırsınız?
Aybike: Sıkılmadan dinlediklerim hepimiz için geçerli üç büyükten başlarsam Lou Reed,David Bowie,Iggy Pop…Devamında ise bu sefer isminde”the”geçenlerden seçeceğim.The Runaways,The Cramps,The Breeders,The Slits.İlham aldığım şeylere gelirsek; ilham aldığım şeyleri bir kazana atacak olsaydım;içine biraz Kendi yaşamış olduğum şeylerden, biraz birilerinin bana anlattığı kendi yaşadıkları şeylerden,biraz 50’ler 60’lar bilimkurgu ve korku çizgi romanlarından ,biraz retro-futuristik görsellerden, biraz klasik canavarlardan,biraz rock’n’roll tarihinin kendimin ilgilendiğim kısmındaki herkesten (Groupiesinden rodisine kadar),biraz sevdiğim sanatçılar hakkındaki hikayelerden,biraz sevgi biraz da kurbağa bacağı koyardım.
Tolga: Velvet Underground, Stooges, Cramps, Stray Cats, Suicide, Chrome, Kraftwerk, Pixies, Pavement, Spell, Christian Death, Meteors, Bauhaus, Sonic’s Rendezvous Band, DNA, Big Black, Zolar X, Kino, Ensemble Pittoresque, The Fall, Grauzone, Iceage, john spencer, Public Image Ltd özellikle Keith Levene ve jah wooble zamanları ve projeleri, Gun club, Kid Kongo…  Bu listenin sonu gelmez. ilhamımı soğuk savaş,post apocalyptic b-movie’ler, 50’lerin korku çizgi romanları, Bella Lugosi filmleri, İtalyan giallo sineması, Beat kuşağı, 50’lerden başlayarak rocknroll, garage, punk’ta biraz uzun durarak, postpunk, synthpop, new wave, hardcore, grunge… Retro bilgisayar oyunları, 60’ların kıyıda köşede kalmış albümleri, William Burroughs, Aktedron fikret, Hayalet oğuz, Fikret Ürgüp,
cyberpunk, William Gibson, Phillip k Dick, fanzinler, bit pazarları, ölmüş insanların sokağa atılan eşyaları, kim bilir daha neler neler…
Merve: The Cure, Joy Division, Siouxsie and the Banshees, The Stone Roses, The Chameleons, New Order, Depeche Mode, Ramones, The Clash, Sonic Youth.
Sanatçılardan en çok etkilendiğim isim Robert Smith; Cure’un Play Out’unu izledikten sonra tam anlamıyla emin oldum bu durumdan.. Sanatçı olmasının yanı sıra, teleskopuyla gökyüzünü incelemesi, geceleri hayatını normal seyrinde yaşayıp, sabah ve öğle saatlerini uyuyarak geçirmesi beni çok etkiledi; ikonik bir kimliği olması da cabası.
Bass gitaristlerden en çok etkilendiğim isimler Simon Gallup ve Kim Gordon; bu iki ismi Melissa Auf der Maur ve Kim Deal takip ediyor.  Erkek bass gitaristlerden Simon Gallup dışında sevdiklerim de var, ama tavır anlamında ve bir kadın olarak tabi ki kadın bass gitaristleri kendime daha çok örnek alıyorum.
Yine müzikle ilintili olacak ama Brandon Lee faktörü de söz konusu tabi burada, The Crow filmini çok seviyorum. The Cure’un Burn adlı şarkısını soundtrackleri arasına koymaları beni daha da fazla etkilemişti.
Taylan: Suicide, Flux Information Sciences, Dan Sartain, The Flying Luttenbachers, The Slits, Labradford, Turing Machine, Pavement, The Space Lady,Your Funeral, Storm and Stress, Mogwai, Jesus Lizard, Echo and the bunnymen, Meteors, Cramps…Hepimiz ortak ya da benzer şeylerden ilham alıyoruz.
Do It Yourself anlayışını benimseyen gruplardansınız. Son donemde pek çok grup da bu yolu tercih ediyor. Bunun nedeni nedir? DIY piyasasını (ülkemizde ve dünyada) nasıl buluyorsunuz?
Tolga: Do It Yourself etiğine gönülden inanıyoruz. Diy ve Lo-fi imkansızlık değil aksine bir tercih bizim durumumuzda. Herşey internet ile değişti yeni bir ortam elbette yeni yaklaşımlar getirecek, herşey ya deforme oluyor bu yeni yapıda ya da daha iyisine evriliyor.
Reddit sanırım yeterince diy ve underground bir ortam. Biraz bu yeni durum karşısında ben varlığımı nasıl korur ve devam ettirebilirim diye sorgulamak gerekiyor. Geçmişe nazaran daha çok imkana sahibiz ama sanki çokluk içinde boğuluyoruz. DIY öldü demek saçmalık sadece yeni kodları çözmek gerek.
Yerli olarak diy çok fazla müzik üretiliyor, insanlar da mutlu gözüküyor yapılan işlere karşı, benim müzikal zevkime hitap eden çok az şey var. Bir piyasa her zaman vardır,
birkaç ürün biraraya gelince piyasa oluyor pazar sonuçta ama bir scene oluşması zor şu an ki koşullarda, scene etkileşim ve ortak bir algı gerektiriyor, kollektif birşey
ortaya çıkamıyor, bu da hep beraber görüp üzüldüğümüz cılızlığın nedeni.
Yakın ve uzak gelecekteki projeleriniz nelerdir?
Tolga: Yeni bir albüm üzerinde çalışıyoruz, ve konserler için prova yapıyoruz. Çok büyük planlarımız yok, olmasına da gerek yok.
Taylan: Blood Planet şarkımıza bir video çektik yakında onu yayınlayacağız.
Do it yourself (kendin yap) etiğine gönülden bağlı grup, geçtiğimiz günlerde “Get the power” şarkılarına bir video çekti. 
İngiltere’de Small Bear Records’tan yayınlanan Ep’lerini dinlemek için
Grubun diğer Ep’lerini ve albümünü dinlemek için