Soğuk kış günlerinde yapılabilecek en iyi şeylerden biri, sıcacık çayımızı (kahve ya da şarap da olur ) alıp battaniye altında film izlemektir diye düşünüp müzikle ilgili filmlerden oluşan bir liste hazırlamaya karar verdim. Müzikleri ve hikâyeleri ile içinizi ısıtacak sizi başka dünyalara sürükleyecek filmlerden oluşan listemiz huzurlarınızda. Listedeki filmlerin birçoğunu izledikten sonra müzikleri de müzik listemde ilk sıralara yerleşti. Umarım benim kadar beğenirsiniz filmleri.

Listede yer alan filmlerin konu özetlerinin tamamı Fil’m hafızası sitesinden alınmıştır. Kendilerine filmlerle ilgili tarafsız ve kıymetli değerlendirmelerinden ötürü teşekkür ederiz.

İyi seyirler…

  1. August Rush (imdb: 7.5)

Yeni ünlenmeye başlamış Californialı bir rock grubunun solisti Louis (Jonathan Rhys Meyers) ile gelecek vadeden bir çellist olan Lyla (Keri Russell) New York’taki bir partide tanışırlar ve birbirlerine âşık olurlar. Fakat hayatlarının farklılığı sebebiyle isteseler de bir daha görüşemezler. Lyla, o geceden sonra hamile kalır ama tam doğum yaptığı gün bir kaza geçirir. Babası da kızının kariyeri sekteye uğramasın diye ona bebeğin öldüğünü söyler ve kızından habersiz, bebeği yetimhaneye verir. Lâkin Lyla bu travmayı kaldıramayıp müziği bırakır. Louis de bir anda grubu bırakarak beyaz yakalı olmaya karar verir.

Aradan 11 yıl geçer. Yetimhanede büyüyen Evan (Freddy Highmore) hep ebeveynlerinin onu almasını beklemektedir. Ama bu isteği bir türlü olmayınca yetimhaneden kaçarak onları aramak için New York’a gider. Sıra dışı müzik yeteneği önce bir dilenci taciri (Robin Williams) tarafından fark edilmesini, ardından annesinin de gittiği müzik okulu Juiliard’a özel öğrenci olarak girmesini sağlayacaktır. Bu sırada da Lyla ölüm döşeğindeki babasından gerçeği öğrenip Evan’ı aramaya başlarken Louis, New York’a tekrardan müzik yapmaya gelir.

Konusu fena hâlde Yeşilçam melodramı kokan August Rush, beklenmedik bir biçimde müzik ve sevgi dolu keyifli bir masala dönüşüyor.

  1. Les Choristes (imdb: 7.9)

2005 yılında Akademi tarafından en iyi yabancı film dalında aday gösterilen, Fransa/İsviçre/Almanya ortak yapımı, Christophe Barratier imzalı Les Choristes ülkemizde “Koro” adıyla vizyona girmiştir. Filmde müzik aşığı bir öğretmenin, erkek çocukların kaldığı yoğun disiplin ve baskı altında yönetilen yetimhaneye atanmasıyla gelişen olaylar çevresinde öğretmen ve asi çocuklar arasında gelişen sevgi bağı anlatılmaktadır. Koro, müziğin evrenselliği üzerinde durarak müziğin dokunduğu içe kapanık hayatların nasıl değiştiğini sevecen, yaramaz ve bazen de anarşist bir dille aktarmaktadır. Ayrıca Bruno Coulais imzalı müzikler her dinlenişte farklı diyarlara götürecek niteliktedir.

  1. Amedeus (8,3)

Yıl 1984. Yönetmenliğini Milos Forman’ın yaptığı, akla zarar senaryosunu Peter Shaffer’in yazdığı film, Salieri’nin gözüyle Amadeus Mozart’ın hayatını anlatmaktadır. 1985 yılında 8 Oscar kazanırken, o senenin de en popüler filmlerinden biri olmuştur. En iyi erkek oyuncu, en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senarist bunlardan bazılarıdır ve kazandığı Bafta ödülleri de, en iyi görüntü yönetmeni, en iyi kurgu, en iyi makyaj ve saç , en iyi ses tasarımı ödülleridir. Film hakkında çok konuşulmuştur ve ağır eleştiriler yazılmıştır. İzleyen herkesi büyüleyen film mutlaka sizi klasik müzik aşığı yapacaktır.

  1. Shine (imdb: 7,7)

Shine, 1996 yılında gösterime girmiş olup Musevi bir ailenin sıradışı kabiliyetli çocuğunun müzik yarışmalarındaki başarıları, İngiliz Kraliyet Akademisi’nden aldığı burs ile babasıyla arasında geçen çatışmanın ve bunun dramatik sonuçlarının ele alındığı görülüyor. Filmin ismi olan Shine (ışıldama, parlama) David Helfgott’un karanlık dönemden aydınlığa kavuşmasının sembolü olup filmde ayrıca sağlıksız bir baba-oğul ilişkisinin portresi de sunulmaktadır.

Avusturyalı piyanist David Helfgott’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Shine filmi biyografi filmleri içerisinde eşsiz bir yere sahip. Senaryosu Jan Sardi’ye ait olup yönetmenliğini Scott Hicks’in yaptığı filmde müziğin sihirli dünyası ile babasının katı yüreği arasında gelip giden genç bir piyanistin dramı anlatılıyor. Oyuncu kadrosu oldukça zengin: Geoffrey Rush, Armin Mueller-Stahl, Lynn Redgrave, Noah Taylor, John Gielgud, Googie Withers, Justin Braine, Sonia Todd, Chris Haywood, Rebecca Gooden ve Alex Rafalowicz. Geoffrey Rush’ın Oscar, Bafta ve Altın Küre en iyi erkek oyuncu ödüllerini aldığı film Peter Travers’ın deyimiyle: “Olağanüstü… Gerçek bir öykü.”

  1. Once (imdb: 7,9)

2006 yılı İngiltere-İrlanda ortak yapımı film, Dublin’de bir sokak müzisyeni ve göçmen bir kadının tanışması, bir grup kurması ve kendi müziklerini kaydetmeye başlamasıyla gelişen olayları klişeden uzak, sıcak ve sade bir dille anlatıyor. John Carney’in yazıp yönettiği “Once”, altın kürede “En iyi orijinal film müziği” dalı dâhil birçok festivalden ödülle döndü. Müzikleriyle büyük beğeni toplayan film, düşük bütçeli ama gönlü zengin bir yapımdır.

  1. Crossing The Bridge (7,9)

Alexander Hacke adındaki müzisyen, kültür karmasının yansıdığı müzik türlerini anlamak ve şehirdeki ahenkli tınlamaları kaydetmek için, hiç Türkçe bilmediği hâlde İstanbul’a gelir. Burada Selim Sesler ile tanışır. Müzik diliyle aralarında bir diyalog gelişmeye başlar. Ardından birçok müzisyen ve şarkıcı onların bu serüvenine katılır ve ortaya İstanbul’un çok sesli korosu çıkar. Tarzların farklılığı, ortak amaçlarının en birleştirici özelliği hâline gelir. Hedefleri, İstanbul’un şarkısını yapmaktır.

Yönetmeni Altın Ayı ödüllü Fatih Akın olan Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul, Orhan Gencebay’dan Mercan Dede’ye, Müzeyyen Senar’dan Ceza’ya uzanan geniş yelpazesiyle, seyretmesi ve dinlenmesi keyifli bir belgeseldir.

  1. 1900 Efsanesi (imdb: 8,1)

Daha çok bilinen adıyla ‘The Legend of 1900’, şiirsel ve müzikal güzellikler barındıran, Tim Roth’un muhteşem performansıyla akıllara kazınan görkemli bir Giuseppe Tornatore filmi. Tüm hayatını bir gemide geçiren, 1900 adında, yetim ve vatansız bir piyanistin hikayesi. Virginian adlı bu transatlantik gemide çalışan üvey babası Danny tarafından bir limon sepetinin içinde bulunur. Adı dahi bilinmez, 1900 yılında bulunduğu için bu ad verilir. Zaman geçtikçe müzik yeteneğinin farkına varır ve çoğu kişinin hiç görmediği, dinlemediği bir efsane haline gelir. Müzik dehası o kadar güçlüdür ki, jazz’ı bulan kişi olarak anılan Jelly Roll Morton’la mükemmel bir düello gerçekleştirir. Tek arkadaşı anlatıcı Max Tooney’in de dediği gibi, bir doğum günü, ailesi, kenti yoktur. Onun ülkesi bu gemidir. Peki, güzel bir kadının ya da karanın çekiciliği, onu bu gemiden indirebilecek midir?

Bonus:

Whiplash (imdb: 8.5)

Schaefer Konservatuarı’nın çalışma odalarının birinden gelen seslerin ritmine kulak kabartır Terence Fletcher. Belli ki bu odanın içinde onun dikkatini çeken bir şeyler vardır. Andrew Neiman’ın elindeki bagetlerin çınlattığı vuruşlar, bir kompozitörün eserini sonlandıracak notalara yaklaştığı titizlikle, Fletcher’i, Neiman’ı ve de biz izleyicileri/dinleyicileri, caz standartlarını dinlerken oluşan hazzı aratmayacak ritim savaşlarının içine çekecektir.  Juan Tizol’un benzersiz bestesi, Duke Ellington’un parmaklarında hayat bularak kulağımızda çınlar ve Hank Levy’nin kağıda döktüğü notaları, Don Ellis’in nefesiyle dinleriz. Biz onları dinlerken, o odada, o baterinin başında terler içinde çalışan Andrew’un içinde tutamadığı müzik aşkında da bizim dinleyeceğimiz caz standartlarının elleri, kolları, sesi, nefesi olmak; besteleri bir bedende yani kendisinde toplamak vardır. Gelin görün ki o notalar ister 7/4’lük, ister 14/8’lik, hatta isterse double-time* ritminde olsun, o konservatuarın en prestijli orkestrasında var olabilmesi, Fletcher’ın temposuna ayak uydurabilmesinden geçiyor. Yakalamaya çalıştığı ritimler, ellerindeki kanla beraber bateriye akarken, Andrew’un kulağında tek bir ismin, Bernard “Buddy” Rich’in müziği yankılanıyor.

(filmle ilgili değerlendirme yazısının devamını okumak için: http://filmhafizasi.com/whiplash-74luk-hayallerim-askim-ve-fletcher/)