Yazı: Salih Toros (storos07@gmail.com)

Yurdum insanının duygularını en candan, en içten ve en doğal haliyle çalıp söyleyen keman ustalarından biriydi o. Her Anadolu Aşığı gibi kitapsız bilen ve topraktan öğrenendi. Eşsiz bir hazineydi. Abdal Türkmen geleneğinin temsilcisiydi.

Anadolu’nun aynasıydı.
Yoksul doğdu, öksüz büyüdü ve gariban öldü. İnce yapılı ve uzun boylu bu adamın daha doğmadan alnına yazılan hüzün, söylediği türkülerinde can buldu.

Abdal kültürünü ve terbiyesini Gedikli Köyü’nde ardıç ağaçlı mezarlığın kuytu bir köşesinde gariban mezarında yatan dedesi Abdal Hacı’dan aldı.

Serik’te Abdal Mahallesi’nde kendi iç kültürünü bugüne kadar yaşatan bu insanlar, yerleşik hayata geçmeden önce konup göçerlerdi. En iyi bildikleri iş olan müziğin yanısıra hasır dokur, sepet örer, kalbur gererlerdi.

Abdal Hacı'nın Gedikli Köyü'ndeki mezarı
Abdal Hacı’nın Gedikli Köyü’ndeki mezarı

Yerleşik hayata geçtikten sonra da yarı göçer hayatlarını sürdürdüler bir süre. Benim çocukluğumun geçtiği 70- 80’li yıllarda yazları at arabalarıyla bizim köye gelirler, kurdukları çadırların önünde hasır ve sepet örerler, yörenin düğünlerini yaparlar ve çalıp söyleyip Abdal Keyfi yaparlardı.

Biz onları akraba bilir, akrabadan sayardık. Hala da öyledirler. Abdal Hacı’nın mezarının bizim köyde oluşu bundandır. Kendi gibi garip iki mezardaşıyla yatıyor şimdi.

Sadece keman değil, saz da çalardı gençliğinde. Cümbüş çalardı ve zurnaya üflerdi. Çok da güzel oynardı kaşıkla. Cezayir Havasını ve Mahzuni Şerif’in Katil Amerika Katil türküsünü ilk ondan öğrendik.

Abdal geleneğine bağlı yaşayıp bu tarzda çalıp söyleyen Abdal Mehmet’in anası Fatmana Teyze, “Memet, Neşet’ten Çal Oğlum Neşet’ten” derdi. Kaderin cilvesine bakın ki üstad Neşet Ertaş ile 8 yıl ara ile aynı günde göçüp gittiler dünyadan. Neşet Ustanın deyişiyle yoruldular. Neşet ustanın türkülerini tıpkı O’nun gibi çalar söylerdi. ‘Biter biter de Gırşehri’nin gülleri’ diye çalar, biz de oynardık.

Abdal Türkmen Geleneği binlerce yıldır, aynı edeple ve arı bir Türkçe ile yaşatılıyor memleketin her köşesindeki Abdallar arasında. Kırşehir’deki Muharrem Ertaş Serik’te Abdal Hacı oluyor, Neşet Ertaş Abdal Memet Nazlı’da can buluyor. Birbirinden uzak bu insanlar aynı mayadan geldiklerini asla unutmuyorlar.

Anadolu’nun gün yüzüne çıkamamış bu değerinden sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla haberdar oldu insanlar. Abdal Memet Nazlı ile röportajlar yapan, keman çalışını ve kendine has söyleyişini insanlara ulaştıran, konserlerde konuk eden Emre Dayıoğlu ve Uğur Önür’ün hakkını da teslim etmek gerek bu arada. Onlar da birer halk ozanı olarak anılacaklar günün birinde.

Sanal alemde çok sayıda video kaydı var. Hem Abdal Mehmet’in hem de Anadolu yarenlerinin. Derlemecilerin kendi imkanlarıyla çektikleri ve bedelsiz kullanıma açtıkları bu kültür kayıtlarının devlet eliyle arşivlenmesi ve gelecek nesillere aktarılması gerekli. Yoksa heba olup gidecek türünün son örnekleri olan bu türküler, ağıtlar ve ninniler.