Buradan Makale Çıkar mı?

“Aaa gördün mü bak buradan bir konu çıkabilir! Yok ya bundan bir şey çıkmaz. E sen de çıkmamasına odaklan, oradan bir makale çıkar?” Bu türden konuşmalar, akademik hayatla ilişkisi olmuş birçoğumuzun tanıdık olduğunu düşündüğüm diyaloglar. Hele de kafalar bir türlü dinlenemiyor, hayata ve dünyaya ele alınması gerekenlerin odağında bakmaktan vazgeçilemiyorsa. Bu durum sosyal bilimlerin, dönüştürücü oluşuyla da ilgili diye düşünüyorum. Bunlar bir kenara, bu kez bu diyaloglar bilinç akışından dünyasına sızdığım bir roman karakterinin ağzından dökülüyor ve ben de okurken tebessümleniyorum.Kaynak: Can Yayınları

Mathias Énard ve Pusula romanından bahsediyorum. Daha evvel okumadığım Mathias Énard ve romanıyla bir iki gündür, bir başka sevdiğim yazarın satırlarından tavsiyeyle, vakit geçiriyorum.  Ana karakterini bir müzikolog olarak kurgulamış yazar; müzisyenler, tarihçiler, oryantalistler, akademik akıllar, doğudan batıya birçok yerden tadın aktığı bir bilinç hali… Tabii merkezinde kişisel bir hikâye yer alıyor, etrafı incelikle örülmüş; hem yazarı hem de çevirmeni ödüllü bir kitap. Sadık Hidâyet ve Kafka’yı aynı potada düşündürmeye çalışarak başlayan bu romanı; sizi İstanbul’dan Tahran’a bir yolculuğa çıkaracağından tavsiye etmekten geri duramıyorum. 

Edebiyatın benim için kıymet verdiğim bir (b)esin kanalı olduğunu belirterek, “Geoit” bölümümüzde bu romandan hareketle dünya müziğine yakışacak bir isimle karşınızdayım. Yirmi birinci yüzyılın Mozart’ı dedikleri bir isim, romanın karakteri Franz Ritter’in beni güldüren birkaç satırının arasında karşıma çıkıyor. Arvo Pärt… 

Arvo Pärt, Nora Pärt (2012), Kaynak: wikipedia.org

Belki hatırlayanlarınız çıkacaktır; İstanbul 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak bir dizi kültürel etkinliğe imza attığı sıralarda, Estonyalı besteciyi ve eserlerini de ağırlamıştı. Üstelik bir dünya prömiyeriyle… Günün manşetlerine ve haberlerine “tarihi bir gece” olarak yazılan performans akşamı, birbirinden usta müzisyenin bir araya geldiği ve bestecinin kendisi için de tarihi denilecek bir atmosferde gerçekleşmiş. Bu gecedeBorusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Pärt eserlerini ustalıkla yorumlayan Grammy ödüllü Estonya Filarmonik Oda Korosu ve Vox Clamantis sahne almışlar. Şefliği de bir diğer önemli isim Tõnu Kaljuste yapmış. Dünya prömiyeri yapılan eser; ‘Ademin Yakarışı’ isimli bir besteymiş ve o günlerde 75 yaşında olan Arvo Pärt’a bir de yaşam boyu başarı ödülü verilmiş.

Yanı sıra, İstanbul ziyaretinden birkaç yıl evvel 70. doğum günü şerefine Estonya’da etkinlikler düzenlenen sanatçının Symphony No. 4 eseri, 2008 yılında En iyi Çağdaş Klasik Besteciliği ile Grammy ödülüne aday gösterilmiş.

Başarılı ama zorlu geçen müzik eğitimi hayatı, işgal yılları, Sovyet rejimiyle deneyimledikleri derken sanatçının müziğini ve müzikal bağları yeniden gözden geçirmesinde de tetikleyici olmuş. Besteci Tintinnabuli stilini Für Alina ile dünyaya tanıtmış ve ardından aynı stilde Spiegel im Spiegeli bestelemiş.

Romanın ana karakterinin ninnileri düşündüğü sıra (tam da burada tebessüm ettirir okuruna yazar) bilincinden akıttığı isimler arasında geçen Arvo Pärt’ın bestelediği ninniler için “ateşli” sıfatını kullanıp biraz alaya alarak Orient & Occident eserini sert eleştirdiği yazısını okura bildirip yine de Pärt’ın müziğinde teselli edici bir yan bulduğunu söyler (s.47). Bu teselli edicilik şüphesiz ki Arvo Pärt’ın dönem dönem çekildiği inzivasından yeni bir stille çıkışına; minimalist olarak nitelenen (Tintinnabuli), özellikle yaylıları sık işittiğimiz, zillerin farklılık olarak bestelerde kullanıldığı, dini müzik kalıplarından da etkiler taşıyan müziğine işaret etmektedir. Zaten, ’80li yıllardan bu yana bestecinin dini korolar odaklı besteler yaptığı da malum…

Benim için kitabın ilk bölümü, Arvo Pärt’ın bazı eserleri eşliğinde bitti. İstanbul’u, çok özlemiş bana, tatlı tatlı anlatan roman karakteri Franz Ritter, Pärt’ın müziğini teselli edici bulsa da ben bütün o sadeliğin içinde büyük bir karanlığın da olduğunu düşünüyorum. Elbette daha iyi kulakla bir süre daha dinlemek, sindirmek gerekir, ama her karanlık tatsız değildir, diye düşünüyorum.

Aklımda yine bir soruyla noktalayacağım; neden bu yüzyılın Mozart’ı? Neden çağdaşına bile bir statü olarak “klasikleştirdiği” perdeden isim verme ihtiyacı duyar kaynaklar, yazarlar, insanlar?

Ne dersiniz buradan da bir çalışma konusu çıkar mı? 

 Kaynaklar: https://www.allmusic.com/artist/arvo-p%C3%A4rt-mn0000929776/biography

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/bu-eseri-sanki-ayasofya-icin-yazmisim-14990663