Müzisyenin Ağzından – İrfan Alış /Olta Dayanışma

Müzisyenin Pandemisi Bitmez…

Peyk grubunun müzik dünyasındaki özel yeri, temelleri pandemiden evvel atılmış, pandemi süresince daha görünür olan Olta Dayanışma albümleriyle, daha da özelleşti. Dayanışma fikrini önemseyen, müzik dünyasına bulaştırmaya çalışan, bunu yaparken müzikal üretimleri ön plana çıkarmayı amaçlayan Olta projesi için İrfan Alış’la sohbet etme şansını yakaladık. Kendisi projeyi ve dayanışma ağını var edenleri, her fırsatta, farklı kanallarda anlatsa da bu ağı bir de bizden duyun istedik.

Logo: Yaman Can

Olta Dayanışma, imece yoluyla kolektif bir toparlanma ve birbirimize nasıl derman oluruz derken ortaya çıkmış bir albüm serisi fikri. Devamlılığı olan, bu devamlılığın telifleriyle sağlanacak akıştan ihtiyaçlara cevap olabilme fikri… Müzisyenliği ve müziği bırakmadan, bir çare üretme çabası…

Sanırım gerisini Alış’ın ağzından dinlemek daha güzel olacak;

Bir süredir devam eden sıkıntılı hâlin ardından çıktı bu fikir. Dedik, albümler yayınlamaya başlayalım imeceyle. Herkesin şarkılarını, yapmak istediği şarkıları ya da yapmayı düşündüğü ama yapamadığı şarkıların prodüksiyonunu yardımlaşarak yapalım ve bunu da yine müzisyenlere vakfedelim. Yani gerçek anlamda bir vakıf fikri… Şimdi var olan zenginden alıp zengine veren vakıflar gibi değil. Gerçek anlamda ihtiyacı olan müzisyenlere gitsin, diye düşündük. İlk albümü çıkarabilir miyiz diye düşünürken, baktık ki ilk albümü hazırlığında birden 24 şarkımız oldu. O zaman dedik, yani ikinci albüm hazır… Sonra ikinci albümü yayınlamaya doğru artık dördüncü albüm hazırdı. Dördüncü albüm hazırken bu sefer beşinci albüm de geldi… Birden herkes, arkadaşın arkadaşına o öbür arkadaşına… O arada ihtiyacı olanlara, iyi yeteneğe sahip olanlara biz prodüksiyon yaptık. Bayağı yorucu bir süreçti ilk beş albüm. Ne bileyim işte adamın miks yapacak durumu yok, mastering yapacak birisi yok, birinin gitar çalıyor ama işte ne bileyim klavye çalacak biri istiyor falan ya da birisi söz yazmaktan çok anlamıyor, işte abi yardım etsene bunun sözlerini düzene sokalım, falan… Böyle biraz uykusuz kaldığımız bir dönemdi ilk beş albüm özellikle, ama çok keyifli yani beklenti olmadan müzik yapmak…

Türkiye’nin en büyük sorunu bence, her şeyi çabuk istiyor olmamız. Ama Peyk’i biliyorsanız, Peyk’in öyle bir derdi yok. Dışarıda bir hayat akıyormuş ticaret varmış işte, müzikler alıp satıyormuş, kimisi bir yerlerde köşeyi dönüyormuş bir şarkı yüz milyon dinlenmi, oradan bilmem kaçı olmuş falan filan. Düz hesaplardan bağımsız müzik yapmaya çalışan bir grubuz yıllardan beri.

Bunu da Olta’daki öğrencilerimizden ve arkadaşlarımızdan çoğu bilir genel olarak.  Tabi iş kalabalıklaşmaya başlayınca bunu bilemeyen insanlar da oluyor. Adam geliyor işte, müzisyenlere yardım edeceğiz onları kurtaracağız, falan diyor. Bir buçuk milyar liranın döndüğü bir sektör durmuş… Herhalde 7 albüm yapıp o insanları kurtarabileceğimizi düşünecek kadar matematik dışı olamayız. Ama bence, iş beklentisi olmadan bir vakıf halinde, bu fikri savunmak ve bunun devamını sağlamak en doğru şey. Yoksa Peyk grubunu izah edemeyiz. Zaten yirmi beş yıldan beri maddi olarak underrated bir grubuz. Hiçbir zaman piyasa kurallarına göre oynamamış, yeri geldiği zaman kurallarıyla oynayanlara karşı gerekli tepkiyi koymuş bir grubuz. Sonuçta onlarla dalgamızı da geçmedik, resmen yok saydık. Tabii, onlar da bizi yok saymaya çalıştı.  Ama, bizim iyi şarkı yapmak gibi bir becerimiz var. Yıllardır düzenli olarak üretiyoruz ve kendimize ait bir dinleyici kitlemiz var. Dinleyicilerimiz de genellikle aklı başında, önemli işler yapan, nasıl diyeyim aktif insanlar. Dolayısıyla bu bir müzik grubu için çok büyük bir güç. Yani Peyk Olta’ya başladığında herkes bunun olamayacağını düşünüyordu. Şimdi sekizinci albüm hazır, dokuzuncu albümün de yarısı hazır. Biz bağış değil, şarkı kabul ediyoruz, şarkı lazım bize, diyoruz.

Ben bir dinleyici olarak kayıtları oldukça beğendim. İşin mutfağında bilmediğim çok şey var. O yüzden gaf yaparsam kusuruma bakma… Peyk’in böyle bir prodüksiyon desteği ve maddi gücü sağlaması nasıl gerçekleşiyor? Nasıl bir süreç bu?

Şimdi sistem şöyle işliyor, bizim arkadaşlarımız var… Mesela Izmir’de Barış Çapkın, Deniz Perhan, Ömer Erciyes var… Bunlar bizim yıllardan beri tanıdığımız insanlar. Deniz Perhan ile birinci albümünden beri tanışıyoruz. Ortak arkadaşlarımız da çok ve bu insanlar çok iyi prodüktör. Onların ihtiyacı olan şeyi biz karşılıyoruz. Mesela, bir şarkı lazım, bir ses bir vokal lazım ya da örnek vereyim; bu son albüm, dokuzuncu albüm için erkek egemen albümler oluyor diye, etraftaki amatör, soundcloud’da filan dinlediğim yetenekli kızlara resmen, sizin bu şarkınız güzel bunu biz produce edebiliriz, diye mesaj atıyorum. Sonra bir şekilde o Peyk’i seviyor çıkıyor; önceden yaptığımız işler onlara güven veriyor. Tabii ki yapalım, diyorlar. İşte ondan sonra Deniz Perhan’a yönlendiriyorum. Deniz Perhan alıyor projeyi. Yardıma ihtiyaç varsa ben de buradayım. Söz, düzenleme… Biraz artık benim de şarkı düzenleme tecrübem var, bir şarkının neresinden karnı ağrıyor, o şarkının neye ihtiyacı var hissedebiliyorsun. Biz de o tecrübeleri bu gençlerle paylaşıyoruz.

Şimdi biz dokuzuncu albüme geldik. Bu ne işe yaradı? Parasal anlamda 15 kişiye yardım edebildi. İlk biriken paradan şu ana kadar ve Facebook’tan, ekiptekilerin aracı oluşuyla filan, ilanlar yapıp on beş kişiye 1000’er TL yardım ettik.

Onu da soracaktım. İşin o kısmını da organize etmek tamamen sizin kontrolünüzde değil mi? Bunun için ayrıca bir ekip var mıydı?

Yok. Biz iletişim grubumuza şunu dedik: çevrenizde gerçekten aç, yani çok çok ihtiyacı olan insan var mı, o insanları tespit edin iban iletin bize. Sonuçta arada bizden Olta Dayanışma’dan biri var. Zaten çok büyük bir para yok ortada. O yüzden bunu iletişim kurduğumuz gruplarda ilan usulüyle hemen çözdük. Çünkü, hakikaten çok fazla aç kalmış müzisyen var. Hesap numaraları geldi, dijitalden gelen parayı hemen bölüp yolladık. Birde şöyle bir anlaşma olayı oldu, Ömer Erciyes’in fikriydi; dedik ki, arkadaş zor durumdaysan ses ver, paran varsa eğer destek yapacaksan da sen de ses ver sizi buluşturalım… Işte bana 3 kişi falan geldi, iban numaralarını birbirlerine pasladım. Ve birileri 1000’er TL para almış oldu.  Yani sonuçta Mayıs ayı itibariyle ilk kez yardım yapmış olduk.

Peki bunlar hangi platformlar? Bu albümleri alışkanlığımız oraya evirildiği için çoğunlukla Spotify’dan dinliyoruz belki, ama başka hangi platformlar böyle bir geliri sağlıyor. Orada ne gibi zorluklar var?

Youtube, Instagram, Facebook bütün dijital platformlardan. Biz albümleri dijital yayınladığımız için, dijital mecralarda nerede yayınlanıyorsa, dinleniyorsa, oradan bize gelirler akıyor. Çok büyük paralar değil şu anda. Çok düşük, ama bunun önemi yok. Bu, devamlı bir gelir. Yani günübirlik bir olay değil, çünkü albüm yayınlamaya devam ediyoruz. İlk albümümüzü geçtiğimiz Eylül ayında yayınladık… Dijitalde şöyle oluyor; ilk albüm yayınladıktan dördüncü ayda birinci albümün geliri yatıyor size. İlk üç ay bekliyorsunuz. Biz ilk albümü yayınladıktan sonra, şu anda bunu düşünmemeliyiz dedik. Yani bu gelir gider… Ama parayı da tutmamalıyız. Diğer meslek birliklerinde paranın bir yerde tutulması, işte üyeler için bilmem ne düşündük, şunu yaptık, bunu yaptık, derken orada bir bürokrasi oluşuyor ve yapılan yardımın neredeyse bir kısmı yolda bir yerlerde buharlaşıyor. Bizim sistemimizde ise şöyle; ben mesela albüm için para harcadım, masraf gösterip içeriden almak gibi bir şey yok. Burası öyle bir yer değil, burada kasa hep kazanıyor. Ben şarkı yapıyorum, cebimden harcıyorum, müzisyen arkadaşlarıma hayrım oluyor. Böyle yani… Büyük, korkunç bir prodüksiyondan bahsetmiyoruz sonuçta, ama ne bileyim albüm yüklenecektir, işte atıyorum birimiz bir tanesini yükler… Albüm yüklemek de bu platformlara parayla çünkü… Böyle bir imece var her anlamda. Mesela Barış Çapkın gitti, çok yetenekli bir arkadaşımıza baştan aşağı prodüksiyon yaptı. İmece böyle devam ediyor. Sadece Peyk yardım ediyor diye bir şey yok, bu saydığım prodüktörler var; Ömer Taşkın Istanbul’da, Metin Enderoğlu, Gürkan Karaman, Veys Çolak, işte bunların hepsinin home studioları var ve herkese yardım ediyorlar. Özgür Ulusoy zaten söylemeye gerek yok, İsimsiz Orkestra’nın katkıları… Aşağı yukarı tahmin ediyorum, Ankara ile birlikte 14, 15 tane home sütüdyo var bu proje için çalışan. Ve bunun dışında basçılar var işte klavyecileri var, şarkının tipine ve iş yoğunluğuna göre biz orada seçim yapabiliyoruz. Mesela birisi diyor ki abi ben şu anda yapamıyorum elimde iki tane iş daha var, işte o zaman ben de onu şuna yönlendireyim falan diyip… Herkes karambole gidiyor gibi ama nasıl oluyor anlamıyorum, işliyor… Çok iyi, hızlı gidiyor süreç. Böyle toplantılarda zaman harcamıyoruz. Genelde işi konuşuyoruz. İş derken de bizim işimiz bu Oltayı 50 albüme kadar götürmek. 50 albüm yayınlamak da şu demek olacak; bir gelenek yaratmak. Düşünün 50 albüm yayınlandığında 45 albümün geliri yatmaya devam ediyor olacak. Ve bunlar yarın öbür gün film müziği olarak kullanılmaya başlayacak, bir sürü telif gelecek… Bu paralar hep Olta bünyesinde birikip aynı anda her ay dağıtılacak ya da 3 ayda bir, dağıtım yapmaya yetecek kadar bir miktar oluştu mu dağıtılacak. Pandeminin bununla ilgisi var mı? Yani hep söylüyorum röportajlarda, bu ülkede müzisyenin pandemisi hiç bitmez. Bitmedi, ben 25 yıldan beri pandemideyim zaten. O yüzden acele etmenize gerek yok. Biz zaten sürünüyorduk, devam ediyoruz buna. Biz 25 yıldan beri Türkiye’de müzik yapmaya uğraşıyoruz. Bağımsız olarak kendi yolumuzda ısrar ederek ve bunu da belli bir çıtanın üstüne çıkartarak bitirdik bu 25 yılı. Mesela işte bir “Köleler ve Kilitler” yapmak, ticari açıdan hiçbir gruba kar sağlamayacağını bilerek yapmak. Baştan o seçimi yapmak. Bunu yaparken de gençlerde bir ilham yaratmak yani… Peyk’in benim açımdan en gurur verici yanı bu. Güzel kaybediyoruz, kaybederken bunu gururla söyleyerek kaybediyoruz ve kaybetmekten hiç utanmıyoruz. Benim hayatta gurur duyabileceğim en önemli işlerden biri oldu bu. Pandemi sürecinde inancımı hayat yolundaki işte şeyi mi taze tuttu, gençlerle olan iletişimimi yükseltti ve onlarla omuz omuza verip bir şeyleri başarmış olmak iyi geldi. Son  albüm Özgür Ulusoy ve Gürkan Karaman’ın prodüktörlüğünde yapıldı. Ben elimi bile sürmedim. Sadece bir iki işte, ufak tefek organizasyon, ayak işlerini yaptım. Ama çıkan sonucu duyunca müthiş, dedim. Çünkü öyle bir albüm düşünün, devler ligi… Erdal Erzincan var, Gülay var, Feryal Öney var, Cem Erdost İleri var gençlerden, çok sağlam türkü söyleyen insanlar, müzisyenler, Eylem Pelit var, Volkan Öktem var. Devler ligi işte…

Ben de çok iyi bir yerden şaşırdım albümü dinlediğimde…  

Evet, çünkü şimdi onlar kolay gibi gözüküyor ama bu insanların organize edilmesi vs bir de bu insanlara hiçbir şey vadetmiyoruz. Biz diyoruz ki, abi gelin beraber kaybedelim. Devam edelim… Bizim elimizde müzik var. Niye duralım ki? Üretelim yani… Albümün ismi de “Türküler Yetişti İmdada” çok iyi oldu. Çünkü yorulmuştuk o kadar çok düzenlemenin içinde… Ben orada iki albüm tatile çıktım. Resmen durdum… Dedim, Türküler Yetişti İmdada… Müzisyenler gönülden geldiler, bu albümde de. Ben bir vitrinim aslında şu anda, işi gençler bitiriyor. Ben konuşuyorum anlatıyorum ama şu anda birileri miks yapıyor mesela. İş yürüyor yani… Ve bu iş bir şekilde de devam edecek gibime geliyor. Neden bunu hissediyorum bilmiyorum, ama yani bir tarihin başlangıç noktasında gibi hissediyorum. Umut ediyorum, belki de hayalini kuruyorum.

Zaten aslında her fırsatta dile getirmeye çalışıyorsun biz çok kişiyiz, diye ve devamlılığını ne kadar önemsediğinizden de bahsediyorsun. Pandemi bitti diyelim… Evet, geçmiş olsun pandemi mevcut durumu daha kötü bir hale getirdi. Ama bu bize ne öğretir, buradan sonrası ne olur, böyle bir projenin bu kadar merkezinde yer alıyorken, ne öngörüyorsun?

Ben bir kere şöyle söyleyeyim müzik sektörü için, öngörülemez bir döneme zaten girmiştik. Mesela Spotify’ın beş yıl sonra olup olmayacağından emin değilim dijital dediğimiz şey elle tutulur bir şey olmadığından. Şahsi olarak gelecekle ilgili hiçbir plan / proje ya da bu tip bir beklentinin içine girmenin müzisyen için iyi olmayacağını düşünüyorum. Müzisyen, müziğine bakmalı. Yaptığı şarkının zamansız olmasına önem vermeli, onunla yaşamayı öğrenmeli ve onu gerçekten üretirken yaşayarak üretmeli. Ve kendi not defterini şarkılarında tutup içinde yüzde yüz samimiyet olan işler çıkarmaya bakmalı. Ha o Spotify’da satılır, başka bir yerde satılır ya da satılmaz… Önemi yok. Kendini koyduğu her iş bence zamana direnecektir.  Sonrasında işte müzik şuna evrilir, müzik bir sektördür falan filan bu saçmalıklar tüccarların işi bence. Bob Marley zamanında kaç sattı, noldu, listelerde kaç hafta kaldı bilmem ne oldu, bunların hiç önemi yok. Sonuçta Bob Marley öldü. Paranın ona hiçbir faydası yok ve şarkıları hâlâ dinleniyor. Dolayısıyla ne kadar sattığının önemi de kalmadı. Ben böyle bir zaman kavramını ve günümüz şartlarını çok düşünmeden üretmeyi tavsiye ediyorum çevremdeki gençlere. Bu koşullardan uzak durmalısınız, bu sizi yoracaktır çünkü… Çok genç arkadaşın devamlı üreterek ya da bir şekilde bir şeyleri başarmamız lazım, diyerek yorulduğunu görüyorum. Gidin bir meslek edinin ya elma satın ya armut satın bir şeyler yapın… Müzikten para gelmediği zamanlar gidin bir işler çevirin… Ben esnaflık da yaptım işte, müzikten de para kazanırım belki kazanırdım, onun için çok fazla düşünmeye gerek yok yani. Bazıları da tabi öyle düşünmüyor biliyorum. Onlar da kendince haklı ama ben onların bağımsız kalabilmelerinin çok zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü müzikle maddi bir bağa girdiğinde üretiminin de bağımsız olması çok zor. İçerik üreticisi değiliz biz… Bizi buna indirgediler, ama ben buna sonuna kadar karşı çıkıyorum. Yani ben Spotify’a şarkı yüklüyorum oradan para da geliyor, ama Spotify’a küfür de ediyorum şarkılarımda, dijitalin bizi sömürdüğünü, sonuçta çok daha fazla para kazandıklarını ve aradaki insanların bizden daha fazla kazandığını görüyorum. Onlara hakikaten saygı duymuyorum…Daha önce kasetçiler vardı, Unkapanı vardı, şimdi Spotify var…

Burada biraz müzik sektörünün eşitsiz gelir dağılımına dair laflıyoruz. İrfan Alış bu sistemin eleştirisine dair şarkı yapmaya olan inancının da zedelendiğine vurgu yapıp Olta Dayanışmanın kendisi ve onun gibi düşünen müzisyenlerdeki anlamı üzerine odaklanarak devam ediyor;

Sonuçta o yüzden Olta gibi bir oluşumun içinde çırpınıp bir şeyleri değiştirmeye çalışmak, denemek yani, anlamlı. Bütün müzisyen arkadaşlarımız da bunun böyle olduğunu düşünüyor. Peyk bütün şarkılarını hediye etti Olta’ya. İsteyen gelsin coverlasın. Yeni şarkılar da yaptık bir sürü ve gençler omuz omuza, dedik… En azından bir örnek oldu. Olmadı batarız ne olacak…

Burada biraz yine soluk alıp geçmişteki sanatçı profillerinden ve dinleyicisi/izleyicisinde uyandırdıklarından, bıraktıkları izlerden bahsederken sohbet arasında, Hasan Saltık’ın vefatını paylaşıp onu da andık. Alış, Hasan Saltık’ın farklı bir karakter olduğunu ve bazı söylemlere atıfta bulunarak onun pek anlaşılmadığını ya da onu tanımayan insanlar tarafından yapılmış yorumlar olduğunu paylaşıyor.

Son olarak, şu anda mevcut durumu biraz daha görünür kılma çabasında olan kolektif diğer ekipler için ne düşünüyorsun?

Bu hangi kolektif ekipler tam olarak?

Aklıma gelen bağımsız dayanışma ağlarını, yardım konserleri organizasyonlarını ve anket çalışmalarını dile getirince, İrfan Alış devam ediyor…

Anket çalışması tehlikeli gibime geliyor… Niye? Çünkü devlet her an her yere sızabilir ve oradaki bilgileri alıp bunu müzisyenlerin üstüne çökmek için kullanabilir. Çökmek, çünkü bu ülkede biliyorsunuz bir gelenek, herkes gördüğünüz gibi çöküyormuş birilerinin üstüne… Bizim üstümüze zaten çökmüşler de daha da çökmek için kullanabilir. Şahsen biz undergrounduz ve şu ana kadar da şunu söyledik: Türkiye Cumhuriyeti’nden eser işletme almıyoruz biz… Neden almıyoruz? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin sanata katkısı yok ki, eser işletme yapsın. Eseri işletmiyor… Sanata ne veriyor?  Hiçbir şey… Bana 3000 lira yardım etmek için “kayıt” yapmamı ve “sanatçı olduğunu ispat etmemi” söylüyorlar. Diyorlar ki bir takla at… Ben, MESAM üyesiyim.  Ama hadi üyesi olmayayım da sokaktaki çalgıcı olayım. Neden bunu istiyorsun ki sen bana para vermek için? Bir de üstüne niye aşağılıyorsun ki beni… Ben mesela bütün arkadaşlarıma başvurun ve o parayı alın, dedim. Çünkü bu devlet size onu vermek zorunda. Onu bırakmayın devlette… Çünkü o parayı eğer almazsanız o bir müteahhidin cebine gider. Niye veresiniz ki bunu? O bizim öz be öz hakkımız… Peyk grubu beş yüz tane konser yapmıştır. Eğlence vergisi adı altında deli gibi paralar biletten kesilmiştir, mekâna ödenmiştir, içki satılmıştır o içkinin yarı vergisini devlet almıştır. Biz ekonomik bir hareket oluşturmuşuzdur? Bir şey olmuştur yani… Sen müzisyene, sanata ne vermişsin ki tutup şey yapacaksın. Bunu kabul etmiyoruz… O anket çalışmalarının başarıya ulaşmasını tabii ki normal bir ortamda isterim, ama bu ülke normal değil… Diğer çalışmalara işte para toplanması gibi dayanışma tipi şeyler tabii ki çok önemli. Dayanışmanın gücünü hatırlatması bile yeter… Daha da fazla olması gerekir. Yani müziğin gücünü kullanarak destek olmalı, birbirimizi zor günde yalnız bırakmamalıyız. Çevremizdeki insanlara sadece öyle değil, alo demeliyiz. Normalde aramayacağımız işte sahnede gördüğümüz çok çok merhaba dediğimiz bir adamsa bile… Abi naber, ne yaptın pandemide, durumun var mı, aç mısın tok musun? Bir merhabayla oluyor bu işler…

Biz Peyk olarak tişört sattık. Tabii, 25. yıl tamam, ama biz bunu 20. yılda yapmadık… Bu sefer dedik ki bizim CD’miz var, tişört yapabiliriz, bir gelir getirelim çünkü konser gelirimiz yok. Grubun içinde dışında veya sağında solunda… Biraz para gelsin. Sonra onu güzelce dağıttık, kışı geçirdik, güzel oldu. Yani şimdi devlette kalsaydı… Dolayısıyla ben şahsen Peyk olarak bu devletin eser işletme belgesini artık almıyorum. “Denizdeyim” şarkısının eser işletme belgesi yoktur. Basmayacağız bu ülkede çünkü. Eğer çok üstümüze gelirlerse gider Almanya’da basarız. Neden? Çünkü, Almanya’da insanlar iş yerlerine yasak konduğunda insan yerine konup düzgün bir destek alıyorlar… Biz de Türkiye’de inanılmaz bir şekilde tam 16 aydan beri kapalıyız… Müzik sektörüne resmen para ödememek için her şeyi yaptılar. İlk başlarda müzisyenler, sağlık çalışanlarına da saygıyla can sağlığını korumak için bu yasaklara uydu. Ama sonra anladık ki 16 ay sonra maalesef bu yasaklar aslında içki yasaklarında olduğu gibi tamamen dünya görüşüyle ilgili. Peki nasıl müzik olacak, nerede müzik yapacaksın, kime müzik yapacaksın?  Korona ne kadar garip ki gündüz bulaşmıyor, hafta sonu pazar günü bulaşmıyor. Pazarda, A101 de bulaşmıyor; marketin içinde, AVM de, taksinin içinde bulaşmıyor… Yani müzisyene yapılmış bu hakaret ve saldırı hiçbir dönemde bu kadar olmadı.

Bu desteklerin, sokaktaki çalgıcısı, vapurda müzik yapanı gerekirse işte düğünde çalanı, bizim gibi konser yapanı fark etmeden selamın aleyküm diyen herkese verilmesi gerekir… Bu senin vatandaşın hepsine vereceksin işte sen devletsin yani… Sonuç olarak, Olta Dayanışma aslında biraz da bu çaresizliğin sonucunda oluştu. Bari diyorsun, böyle bir ülkede yaşıyorum kendime iyi bir alan bulayım, bunları düşünmemek için bir şeyden kaçayım… Birilerine yardım edelim, kötülüklerden uzak duralım… Olta Dayanışma’nın bir haber değeri olmamalıydı aslında, maalesef böyle oldu. Bencilleşmiş bir toplumun içinde böyle bir şey yapmaya çalışıyoruz. Yani bu dayanışma sıradan olmalıydı. Çok normal bir durum olmalıydı. İşte bunun devamı gelirse, ne âlâ. Bizimkisi bir deneme… Olta bize iyi hissettiriyor böyle bir ortamın içinde, sonrasında başka insanlara da yardım edeceğine eminiz.

Çok teşekkür ederim vakit ayırıp bunları paylaştığın için. Bu kadar yıpranmış sinirlere rağmen hem başka röportajlarını hem bizim görüşmemizi umutlu cümlelerle bitirdiğin için, dinleyiciniz olarak da ayrıca teşekkür ederim… Umarım proje dilediğiniz gibi yol alır. Bizlere de iyi gelen projeler bunlar. Takipte olacağız…

Ben teşekkür ederim, Olta Dayanışma’nın yeni albümü de güzel geliyor. Gençler devam edecekler bu yolda, eminim. Dayanışma fikrinin arkasındaki zemin önemli bizim için… Güzel yol aldık.

Böyle açıklayıcı bir anlatımın üzerine pek bir şey ekleme ihtiyacı duymuyorum. Yalnızca yine hatırlatarak, bireyci olmayan bir arada üretimlerle, paylaşımlarla ve birbirimizden biraz olsun sorumlu olduğumuzu unutmadan ürettiğimiz, çözüm bulduğumuz günlere…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s